
58 results found with an empty search
- Köpekler Üşür Mü? Köpeklerin Kış Bakımı Rehberi
Kış geldi. Hava soğuk, yağışlı ve yer yer karlı. Şimdi hayatımızı paylaştığınız köpekleri ya da destek olduğumuz evsiz köpekleri soğuk kış aylarında güvende tutmaya hazırlanmanın zamanı geldi. Köpekler Üşür Mü? Hava Köpekler İçin Ne Kadar Soğuk? NOT: Bu bölümü hazırlamamızın asıl nedeni, severek takip ettiğimiz bir köpek davranışı uzmanınca, bu konuya kafa yormanın ya da bu konuda onlar için üzülmenin anlamsız olduğunun açıklandığı bir videonun yayınlanmış olmasıdır. Bunu açıklarken verilen bilgiler elbette doğruydu ancak ifade şeklindeki bazı eksiklerin varlığının, muhtemelen bu sırada tahmin edilmemiş bazı istenmeyen genellemelere ve tutumlara yol açması bizler için endişe verici oldu. Köpeklerin; vücut ısıların bizden yüksek olması (38,5 derece) ve kalbinin dakikada 90 kez atması, saatte yaklaşık 4000 litre sıcak kanın vücutlarında dolaşması, kürkleri ve ter bezinden yoksun deri yapıları gibi nedenlerle, çıplak olarak dışarda kalmış bir insana göre soğuğa karşı oldukça dayanıklı, sıcağa karşı da bir o kadar dayanıksız oldukları bir gerçek. Ama bu noktada birçok değişken de mevcut. Kürk tipi, Kürk rengi, Beden, Ağırlık, Genetik yatkınlıklar, Yaş, Rüzgar olup olmaması Islak olup olmaması Mevcut bir kar ya da yağmurun olup olmaması ve hangisinin olduğu Güneş ışığını kısıtlayan bulut örtüsü olmaması gibi faktörler köpeklerin soğuğa karşı dayanıklılığını önemli ölçüde etkilemektedir. Alaska Kurtlarını, Sibirya kurtlarını, Newfoundlands ve Bernese Dağ Köpeklerini düşünün. Boyutları ve katmanlı tüy yapıları, onları soğuk hava koşullarından korumaya yardımcı olur, ancak hava diğer türler için ne kadar soğuk? Hava 7 derecenin altına düşmeye başladığında, hava koşullarının köpekler, özellikle de tek katmanlı tüy yapısı olanlar, kısa tüylüler, küçük ırklar, yaşlı köpekler, sağlık sorunları olanlar ya da yetersiz beslenenler üzerindeki olumsuz etkileri görülmeye başlanır. 0 derecenin altındaki havalarda ise titreme, kaygı, hareket etme isteğinde azalma, gerginlik ve genel halsizlik belirtilerine gerçekten dikkat etmeye başlamanız gerekir. Sıcaklık -6 derecenin altına düştüğünde ise hipotermi ve donma tehlikesi ortaya çıkıyor. Peki hayatımızı paylaştığımız köpekleri ya da destek olduğumuz evsiz köpekleri soğuk kış aylarında nasıl güvende tutabiliriz? A. EVDEKİ KÖPEKLERİ SOĞUKTAN KORUMA YOLLARI: 1. Evdeyken Aktif Olmalarını Sağlamak Bazı köpekler soğuğa çıkma konusunda çok isteksiz olabilirler. Eğer durum buysa, onları zorla dışarı çıkarmaya çalışmak yerine, dışarı çıkması gereken zamandan önce oyun oynamasını sağlayın. 10-15 dakika süren bir oyun, hem ihtiyaçlarını gidermesi için vücudunun hazırlanmasına hem de dışarı çıkmaya motive olmasına katkı sağlayacaktır. Not: Tıpkı bizler gibi onlar da yeni olana karşı heyecan duyarlar. Dolayısıyla oyun oynamayı sevmediğini düşündüğünüz bir köpek, aslında mevcut oyuncaklarından sıkılmış da olabilir. Genel olarak öten oyuncakları seviyorsa, farklı öten oyuncaklar; peluş oyuncaklar seviyorsa farklı peluş oyuncaklar alarak ve oyuncağı elinize alıp heyecanlı bir tavır segileyerek onu teşvik edebilirsiniz. 2. Beslenme Düzenini Güncelleyin Köpeğinizi kışın ne kadar beslemeniz gerektiği büyük ölçüde köpeğe bağlıdır. Kış boyunca dışarıda aktif mi veya başka sportif aktivitelerle meşgul oluyor mu? Bu durumda, ısınmak için kullandıkları ekstra enerjiye ayak uydurabilmek için bu sezon fazladan birkaç kaloriye ihtiyaçları olabilir. Öte yandan, eğer köpeğiniz kışın daha hareketsizse, yatağında uzun uzun yatmayı ya da yanınıza gelip size sarılmayı tercih ediyorsa, aslında kışın daha az kaloriye ihtiyaç duyabilir. Köpeğinizin genel rutini değiştiyse ve beslenme değişikliğinden emin değilseniz güvenilir ve alanında uzman bir veteriner hekime danışınız. Tıpkı bizler gibi köpekler de de soğuk kış aylarında hastalıklara karşı daha korumasız olabilirler. Bu nedenle hem bağışıklık tepkilerini güçlendirmek hem de köpeğinizin hasta olup olmadığını nasıl anlayacağınızı öğrenmek önemlidir. Köpeğinizin genel durumunda şüphenizi çeken bir durum varsa güvenilir ve alanında uzman bir veteriner hekime danışınız. 3. Kışa Özel Tehlikelere karşı Dikkatli Olun Yazın sıcak asfaltın risk oluşturduğu patilerini, kışın da kışa özel tehlikeler bekleyebilir. Örneğin tuz ve diğer buz eritici kimyasallar hayatınızdaki patili birey için çok tehlikelidir. Buzu ve karı eritmek ve yeniden donmasını önlemek için kullanılan tuz türleri (tipik olarak kalsiyum veya sodyum klorür) hassas patilere oldukça zararlıdır. Karlı bir bölgede yaşıyorsanız köpek patikleriyle köpeğinizin patilerini koruyabilirsiniz. Ek olarak, köpeğinizi antifriz veya diğer zararlı kimyasallarla karşılaşabileceği araba yollarından ve otoparklarından uzak tutun. Antifriz tatlıdır ve köpekler onu yalayabilirler. Antifriz son derece zehirlidir ve ölümcül olabilir. Yürüyüşten geldikten hemen sonra, kışın kurutucu etkisine engel olmak adına patilerini yeni doğan bir bebek için de uygun olacak kadar ılık suyla yıkayın. Parmak aralarını da yıkadığınıza emin olun. Temiz bir havluyla patilerini kurulayın. Dışarıda ıslandıysa başka bir temiz havluyla vücudunu, karnını ve bacak içlerini kurulayın. Yürüşten geldikten sonra yeni doğan bir bebek için de uygun olacak kadar ılık su içmesi için onu teşvik edin. Köpekler akan suyu içmeyi severler. Patisini yıkarken suyu biraz daha kısıp içmesine izin verebilirsiniz. 4. Arabada Gözetimsiz Bırakmayın: Nasıl ki yaz aylarında arabalar ölümcül derecede ısınabiliyorsa, soğuk havalarda da sıcaklıklar çok hızlı düşebiliyor. Köpeğinizi uzun süre arabada bırakmak yerine daima yanınıza alın. 5. Köpek Artriti: Tıpkı insanlar gibi yaşlı köpeklerde de sıklıkla artrit görülür. Soğuk havalarda artrit daha belirgindir. Eklemler sertleşir ve hareket kabiliyeti kısıtlanır. Uzun yürüyüşleri azaltmanız, günlük aktiviteyi sıcak ev ortamında gerçekleştirmeniz ve dışarıya sonra çıkarmanız, Onu sıcak tutmanız, Kaygan zeminlerden kaçınmanız, evdeki aktif zamanları için halı vb. kaymasını önleyici zemin kullanmanız. Merdiven kullanması gereken durumlarda desteklemeniz ya da mümkünse merdiven kullanımından uzak durmasını sağlamanız oldukça önemlidir. B. BAHÇEMİZDEKİ KÖPEKLERİ SOĞUKTAN KORUMA YOLLARI: 1. Kapalı Bir Alan Sağlamaya Çalışın İlk akla gelen ama en etkili çözümdür. Kapalı bir alan sağlamaktan kasıt, küçük bir klübeye kapatmak değil, elbette. En iyisinden daha az iyisine doğru sıralamak gerekirse: Yatağının, mama ve su kabının, oyuncak kutusunun sığabileceği; kendi boyutunun en az 3-4 katı büyüklüğünde, çok sıcak ve çok soğuklarda kullanması için konteyner mini ev. İçine girip çıkabileceği, su girmeyecek, soğukta güvenle sığınabileceği bir klübe. Üstü ve en azından 3 kenarı kapalı (gerekirse brandayla) yerden yüksek bir alan. 2. Bir Kazak Giydirin Islanması mümkün olmayan bir alan sağlanabildiyse, ayağına dolaşıp düşmesine neden olmayacak şekilde ayarlanmış eski bir kazak giydirebilirsiniz. Ancak eğer ıslanma ihtimali varsa, üzerinde ıslak bir kazakla gezmesine neden olmanın çok daha büyük sorunlara zemin hazırlayacağını unutmamalısınız. Ayrıca; başka köpeklerle bir aradaysa bu kıyafetin karşı tarafça kullanılacak bir silah olmayacağından, o kazakla çekip kaçmasının mümkün olmayacağı bir konumda kalmayacağından, bahçenizde bu kazağın takılıp onu zor durumda bırakmayacağından emin olmalısınız. 3. Yerden Yüksekte Olmasını Sağlayacak Bir Yatak Yapısı gereği yerden yüksekte olan bir yatakla onu yerden gelecek soğuk havadan koruyabilirsiniz. Bunun yerine eski bir koltuk kullanabilir ya da mevcut yatağının altına karton ya da mukavva ile yükseklik verebilirsiniz. 4. Ilık Yiyecek ve Ilık Su Bir bebeğin yemesinde ve içmesinde sakınca olmayacak ılıklıkta yiyecek ve içeceklerle içini ısıtabilirsiniz. Suyunu bu ılıklık seviyesinde verebilirsiniz. 5. Açık Alan Isıtıcısı Bir açık alan ısıtıcısıyla, onu en soğuk zamanların endişesinden kurtarabilir, böylece siz de evinizde huzurla dinlenebilirsiniz. C. EVSİZ KÖPEKLERİ SOĞUKTAN KORUMA YOLLARI: 1. Köpeklerde Hipotermi Köpeğin vücut ısısı belirli bir seviyeye ulaştığında hipotermi oluşmaya başlar. Soğuk havanın sıcaklığı ve süresi hafif, orta veya şiddetli hipotermiye neden olabilir. Bu durum kan akışını, kalp atış hızını, nefes almayı ve ciddi vakalarda bilinç kaybını ve ölümü beraberinde getirebilir. Semptomlar arasında zayıflık, titreme, zihinsel keskinlik eksikliği, kas sertliği ve sığ nefes yer alır. Evsiz bir köpekte -hafif de olsa- bir hipotermi vakası olduğundan şüpheleniyorsanız derhal bir veteriner hekime danışınız. 2. Köpeklerde Donma Donma sıklıkla patilerde meydana gelir ve patilerde, parmak aralarında ya da taban iç kısımlarında biriken buzların bir sonucudur. Köpeğin patisindeki ter bezleri nemi serbest bırakır ve soğuk havalarda bu nem donabilir. Bu da buz toplarının oluşmasına neden olur. Köpeğin topallamasına veya zıplamasına neden olabilen bu buzlanmalar, uzun süreli yürüyüşte köpeğin ayağını kesebilir veya zedeleyebilir. Kuyruklarda ve kulaklarda da donma ise, bu bölgelerin sert ve solgun olması ile kendini göstermeye başlar. Evsiz bir köpeğin topalladığını, patisinin hasar görmüş olduğunu, kulaklarının solgunlaşmış ve sert olduğunu ya da son noktada kuyruğunun kaskatı bir görünümde olduğunu görürseniz derhal bir veteriner hekime danışınız. 3. Vücudun Savunmasız Kalması Kışın iyi beslendiklerinden emin olmak oldukça önemlidir. Bu süreçte taze mamalarla beslemek, hiçbir insanın yemeyeceği bir gıdayı vermemek, suyun onlar için tıpkı bizlerde olduğu gibi kışın da önemli olduğunu unutmamak ve eksik etmemek oldukça önemlidir. Ayrıca sıcak bir şeyler yemesi amacıyla bol tuz ve kimyasal içeren ticari hayvansal tabletler kullanmak yerine, taze olarak hazırlayıp -mümkün değilse az miktarda yapıp ılık suyla çoğaltmak dahi diğer alternatiften daha sağlıklıdır- fazladan su ihtiyacına ve bağışıklık tepkisi düşüklüğüne neden olmamamız gerekir. Bağışıklık tepkilerini güçlendirmek adına, hazırladığımız bu sulara pancar ve kabak da ekleyebilir; daha pratik bir çözüm isterseniz mağazalarımıza da göz atabilirsiniz. 4. Stresten Uzak Durmalarını Sağlamak: Evsiz hayvanları destekleyen herkes, onların mücadele ettiği en büyük sorunlardan birinin de stres olduğunu gözlemleyebilmektedir. Bu stres sadece yiyecek, su ve barınma sebebiyle değil, sosyal ve sevgi dolu bir varlık olan köpeğin "istenmemeyi sindirmesi" gerekliliğinden kaynaklanmaktadır. Elbette bunu tek başınıza engellemeniz mümkün değil. Ancak bulunduğu lokasyonda sizlerle negatif iletişime giren kişilerle yaşadığınız gergin konuşmaların da onlarda stres düzeyini arttırdığını, bu kişilere hatta ilereyen zamanlarda bu kişilere benzer olduğunu düşündüğü kişilere de tepki göstermelerine neden olduğunu ve bu tepkilerin hayatlarına da mal olduğunu unutmamalı, son gücümüzle de sabrımızı kullanmalıyız. Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle...
- Kedi Kumu Kokusu Önleyici Tarifi
Kedi kumu kokusunu önlerken onların gergin zamanlarının ya da sindirim sorunlarının da üstesinden gelebileceğinizi biliyor musunuz? Hem de evde, kendi imkanlarınızla hazırlayabileceğiniz pratik bir tarifle! Kedi Kumu Kokusu Önleyici Tarifi: 1 bardak karbonata, 1-2 damla kediniz için uygun esansiyel yağ ekleyin. Karışımı bir gece cam kavanozda dinlenmeye bırakın. Her gün kum kabını temizledikten hemen sonra 1 yemek kaşığı esansiyel yağ ve karbonat karışımından ekleyip karıştırın. Esansiyel yağların aromatik faydaları, kediniz tuvaletine adım attığında havaya yayılacaktır. Kedi tuvaletlerine eklenen esansiyel yağlar, kediniz için oldukça faydalı olabilir. Örneğin, sağlıklı bir sindirim sistemini desteklemek için kedilere yönelik bir sindirim karışımı (Kakule, Ardıç vb.) ekleyebilirsiniz. Gergin veya endişeliyken (örneğin evde misafir olduğunda) Lavanta ekleyebilirsiniz. Sadece kum kokusunu engellemek içinse Sedir ekleyebilirsiniz. Dikkat Edilmesi Gerekenler: Kedinizin buna alışması için zaman tanımak ve onu zorlamamak oldukça önemlidir. Bu nedenle karışım içermeyen ikinci bir kum kabı kullanmanız önerilir. Kedinizin her iki kum kabını da kullandığından ve herhangi bir olumsuz etki yaşamadığından emin olduktan sonra, karışım içermeyen kum kabını kaldırabilir veya evdeki tüm kum kaplarına esansiyel yağ ekleyebilirsiniz. Bu süreçte esansiyel yağların analizlerinin olmasına dikkat etmek çok önemlidir. Çünkü esansiyel yağlar yoğundur ve etki gücü yüksektir. Kullandığınız kum kokusuz olmalıdır. Kedinizi zorlamamak ve süreci görmek adına alternatif bir kum kabı kullanmak kedinizin sadece psikolojik sağlığı için değil (belki de henüz bilmediğiniz bir hassasiyeti nedeniyle mevcut esansiyel yağdan uzak durmasına engel olmamak suretiyle) bedensel sağlığı için de önemlidir. Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle...
- C-Phycocyanin (Fikosiyanin) Nedir?
C-Phycocyanin (Fikosiyanin), fotosentez sürecinin önemli bir parçasını oluşturan karakteristik mavi renge sahip proteine bağlı bir bitki pigmentidir. Fikosiyanin (C-phycocyanin), düşük ışık koşullarında klorofilin oksijen üretiminin verimliliğini artırır. Fotosentez, bitkiler, algler ve bazı bakterilerin karbondioksit ve güneş enerjisini genellikle glikoz şeklinde kimyasal enerjiye dönüştürdüğü biyokimyasal süreçtir. Peki fotosentezin bir parçası, nasıl oluyor da kanser tedavisinde bile destekleyici bir rol oynayan güçlü bir antioksidana ve güçlü bir bağışıklık tepkisi güçlendiriciye dönüşebiliyor? Işık enerjisinin emilimi ile fikoyosiyanin, güneş enerjisinin kimyasal enerjiye dönüştürülmesinde merkezi bir rol oynar. Bu da organizmalar tarafından metabolik süreçlerinde kullanılır. Fikosiyanin mavi renkli, kokusuz, toksik olmayan, suda çözünebilen, güçlü floresan özelliğe sahip doğal bir renk maddesidir. Antioksidan ve serbest radikalleri uzaklaştırıcı etkilerinden dolayı, nutrasötik ve farmasötik(ilaç) olarak kullanılma potansiyeline de sahiptirler. Bu bağlamda fikosiyanin üretimine ve kullanımına olan ilgi son yıllarda giderek artmaktadır. Nutrasötik nedir? Gıda formunun dışına çıkarılmış, toz, tablet ya da kapsül formuna getirilmiş, tedavi amacıyla yararlanılan besin ve besin bileşenleridir. Fikosiyaninin antioksidan ve antiinflamatuar aktiviteler, antiplatelet, hepatoprotektif ve kolesterol düşürücü özellikler gibi birçok biyolojik aktiviteye sahip olduğu yapılan birçok çalışma ile kanıtlanmıştır. Hiç Fikosiyanin Görmediniz Mi? Bir Daha Düşünün Spirulina'nızı kefire ya da yoğurda karıştırınız, biraz birkaç saat beklediniz ve maviye mi dönüşmeye başladı? Spirulina'yı su ile içmeye çalıştınız (ki onu tüketmek için pratik ve lezzetli birçok harika yöntem varken bunu tavsiye etmeyiz) sonra bardağı öylece bıraktınız ve geri döndüğünüzde bebek mavisi miydi? İşte, bu mavilik c-phycocyaninin (fikosiyaninin) ta kendisi! C-Phycocyanin (Fikosiyanin) Nelerde Bulunur? Fikosiyanin mavi yeşil aglerde ve içlerinden gıda olarak tüketileni olan Spirulina'da bulunur. Ancak fikosiyanin tek başına oldukça özel etkiler gösterebildiğinden, spirulinaların içinden bir bölümü ya da tamamı çıkarılabilir veya yetişme koşullarına bağlı olarak bazı spirulinalarda daha az bazılarında daha fazla bulunabilir. Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle...
- Mama ve Maltların Gerçek Yüzü
Küçük Bir Arpa Meselesi Ticari evcil hayvan mamanızın ve/veya maltınızın etiketini kontrol ederseniz, bu içeriğin listelendiğini görebilirsiniz, ancak hayatınızdaki patili bireye gerçekten faydası olabilir mi? İşte formüllerinin ortak bir parçası olmasının gerçek nedeni ve hayatınızdaki patili birey için gerçekten zararsız olup olmadığı gerçeği. Tam 19 kaynak ve referansın ışığında. MALTLARDA ARPANIN YERİ Arpa, evcil hayvan mamalarının büyük çoğunluğunda kullanılırken, maltlardaki "malt" bileşeninin yapımında da kullanılır. Evcil hayvan mamalarında kullanılması zorunlu olmamakla birlikle maltların yapımında, içeriğe göre %20-50 bandındaki miktarlarda kullanılması gerekmektedir. Daha fazla malt kullanımı demek daha az vitamin, mineral ve antioksidan kaynağı kullanımı demek olacağı gibi, daha fazla tahıl kullanımı anlamına da gelmektedir. Madalyonun diğer yüzündeki gerçekler ise şunlardır: Yüksek malt oranı, yüksek arpa miktarıdır. Yüksek arpa miktarı, düşük maliyettir. Yüksek malt oranı, içeriğinde düşük miktarda bulunan besin ögelerini söyleyebilmek ama maliyetini etkilemeyecek oranda kullanabilmektir. Düşük miktarda güçlü besin ögesi kullanımı, düşük maliyettir. Yüksek malt bazen arpa değildir. Bu durum çok daha acıdır. Malt(arpa) yerine malt extresi kullanımı, malt yapımında kullanılan tahıl ürününün belirsizliğidir. Zira arpanın sadece yüksek miktarı zararlı ancak toksik değilken, her tahıl ve geçirilen her evre için durum böyle değildir. Arpa Nedir? Maltlarda yüksek oranda bulunması normalleştirilmiş, ticari mamaların çok büyük çoğunluğunda azımsanamayacak miktarlarda yer alan, kedi çimlerinin vazgeçilmezi arpa nedir? Arpa (Hordeum vulgare), Poaceae çimen familyasına aittir ve ürettiği yenilebilir tahıllarla tanınır. Buğday, pirinç ve mısırdan sonra dünya çapında yetiştirilen dördüncü en büyük tahıl ürünüdür ve karbonhidrattır. Arpanın uzun bir kullanım geçmişi vardır. Antik Mezopotamya'da para birimi olarak kullanılıyordu. Romalı tarihçi Yaşlı Pliny de Antik Yunan'da bu yiyeceğin gladyatörlere verildiğini ve onlara "arpa yiyenler" denildiğini yazmıştır. Üretimi oldukça kolay ve yetişme süreci hızlıdır. Fazladan bakım gerektirmez. Fazla su gerektirmez. Maliyetini her bitkiyle kıyaslamaya gerek yoktur, sadece diğer tahıllarla kıyaslandığında dahi oldukça düşük maliyetlidir. MAMALARDA ARPANIN YERİ Arpanın evcil hayvan gıdalarında kullanılmasının nedeni, daha ucuz olmasıdır. Karbonhidrat açısından zengindir ve bu karbonhidrat dolgu maddeleri, üreticinin tariflerinde çok daha pahalı olan hayvan ve bitki miktarını azaltmasına olanak tanır. PEKİ ARPA KÖPEKLERİMİZ VE KEDİLERİMİZ İÇİN İYİ Mİ? Gerçek şu ki arpa da tıpkı buğday ve pirinç gibi bir tahıldır. Köpeklerin ve kedilerin karbonhidratlara biyolojik ihtiyaçları yoktur ve karbonhidratlar vücutlarında yalnızca şekere dönüşür. Dahası, köpeklerin ve kedilerin sindirim yolları kısadır. Dolayısıyla bu hayvanlar için tercih edilen enerji kaynağı karbonhidratlar değil protein ve/veya yağ içeren kaynaklardır. Ancak hayatınızdaki patili bireyin gerekirse az miktarda arpa tüketmesi durumunda toksisite açısından herhangi bir sorun yoktur. Çoğu insanın mali durum nedeniyle evcil hayvan mamalarına tahıl eklemeye başvurması ya da tahıl eklenmiş mamaları almaları gerekebilir. Çok küçük miktarlarda verildiği sürece bu sorun değildir. Ancak onlar için değerli olan hiçbir önemli besin ögesini içermedikleri bilinmelidir. Yani tıpkı insanların fast food yemesinin toksik olmaması ve nadiren yemelerinde de hiçbir sorun olmaması gibi patili bireyler de metabolik strese neden olan böyle yiyecekleri tüketebilir. Ancak amaç, doğuştan gelen metabolik mekanizmalarla uyumlu olan sağlıklı gerçek gıdalardan alınan kalorilere öncelik vermektir. Köpekler ve kediler için %20'den az nişastalı karbonhidrat içeren bir diyet, en besleyici ve metabolik açıdan en az stresli olanıdır. Arpanın içerdiği besin değerlerinin ise patili bireyler için sindirimi çok daha kolay ve besleyici olan alternatifleri vardır. Örneğin arpa ortalama olarak %3 oranında lif içerir. Ancak karnıyarık otunun lif içeriği %77'dir. Arpada toplam %9 oranında niasin (B3 vitamini), tiamin (B1 vitamini) ve piridoksin (B6 vitamini) bulunur. Spirulina'da B vitaminleri oranı %19-21'dir. Tüm bu kıyaslamalar çeşitlendirilebilir çünkü arpanın %73'ü karbonhidrattır. ARPA KÖPEKLERİMİZ VE KEDİLERİMİZ İÇİN NE KADAR KÖTÜ? En önemli diğer nokta da hem mamalarda hem de kedi maltlarında olmaması gereken miktarlarda sıklıkla kullanılan arpanın, yukarıda belirtilen besinlerin küçük miktarlarına sahip olmasına rağmen, doğal olarak oluşan ve bağlayıcı görevi gören bir protein olan gluten ve lektin içermesidir. Gluten bir anti-besleyicidir. Bu, vücudun önemli minerallerini ve besin maddelerini emdiği anlamına gelir. Gluten bağırsak geçirgenliğine yol açarak hayvanların bağırsaklarında iltihaplanmaya neden olabilir ve bu da kilo kaybı, ishal ve daha fazlası gibi rahatsız edici semptomlara yol açabilir. Yapılan çalışmalarda hayvanlarda lektinlerin demir, çinko ve kalsiyum gibi minerallerin emilimini engellediği bulunmuştur. Mide bulantısı, ishal, mide rahatsızlığı ve iltihaplı durumlar gibi yan etkilere yol açabilirler. Arpada bulunan diğer anti-besin maddeleri fitik asit ve saponinlerdir. Uygun gıda hazırlığı yoluyla bu anti-besin maddelerini en aza indirmenin yolları olsa da (örneğin, bir çalışma, ıslatmanın buğday ve arpadaki fitatları azaltmaya yardımcı olabileceğini belirtmektedir), en iyi eylem yolu yine de bu tahılları sınırlamaktır. Tüm bunların yanısıra ne yazık ki, geleneksel olarak yetiştirilen arpa yabani ot öldürücülerde bulunan potansiyel olarak kanserojen bir aktif madde olan glifosat ile sıklıkla kirlenmektedir . Özetle patili birey ebeveynleri olarak, bazı alt metinleri daha dikkatli okumamız gerekiyor. Örneğin tahıllara dair gerçeği bilirken arpanın içerdiği çok düşük miktardaki besin ögelerinden bahsedilerek "besin ve lif kaynağı" denildiğinde, üstelik malt yani arpası yüksek olana "iyi" dendiğinde oranlara bakmayı ihmal etmemek önemli. "Bu vitaminin %60'ı maltsa yani arpaysa, arpanın da %73'ü karbonhidratsa, asıl vitaminler nerede? Yarısından fazlası gluten olan bu ürünü neden veriyorum?" diyebilmek de öyle. Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle...
- Dünyanın En Uzun Yaşayan Köpeği Bobi'nin Yaşamı ve Sırları
Tüm hayatı boyunca Portekiz'in orta kesimindeki bir köyde yaşayan Bobi 1 Şubat'ta 30 yıl 266 günlükken bir rekora imza attı. Bobi, Guinnes Rekorlar Kitabı'nda yüzyıldır süren rekoru kırdı ve dünyanın gelmiş geçmiş en yaşlı köpeği unvanını aldı. Önceki rekortmen Avustralyalı Bluey'di, 1910'da doğmuş ve 29 yıl 5 ay yaşamıştı. Böylece Bobi (d. 11 Mayıs 1992) yaşayan en yaşlı köpek olmakla kalmadı; aynı zamanda tarihte bilinen en yaşlı köpek olarak da kayıtlara geçti. Bobi, birkaç gün önce, 21 Ekim 2023'te hayatını kaybetti. Dünya'da 461 Milyon köpek ebeveyni olduğu tahmin ediliyor. Ortalama köpek ömrünün 17-18 olduğunun bilindiği de düşünülünce Bobi'nin ne kadar fazla insana ilham ve umut olduğunu hayal etmek hiç zor değil. Peki Bobi nasıl bir hayat yaşadı? En Uzun Yaşayan Köpek Bobi'nin Hayatı Bobi, yaşamış en yaşlı köpek olarak Guinness Rekorlar Kitabı'na girmiş olsa da, aslında bir yaşına ulaşabildiği için bile şanslıydı. Bobi 3 kardeşiyle, bir harabede doğdu. O sırada sekiz yaşında olan Leonel Costa'nın ailesinin çok fazla hayvanı vardı ve bu yavrulara bakamayacaklarına karar verdiler. Costa, "Maalesef o zamanlar hayvanları hayatta kalmamaları için bir çukura gömmek normal kabul ediliyordu," dedi. Costa'nın ebeveynleri, henüz 1 günlük olan yavruları, anneleri Gira uzaktayken alıp gömmeye karar verdiler. Sonraki birkaç gün boyunca Costa ve kardeşleri perişan haldeydi. Ancak daha sonra Gira'nın, yavruları artık orada olmadığı halde kulübeyi ziyaret etmeye devam ettiğini fark ettiler. Bunu neden yaptığını merak eden kardeşler Gira'yı takip ettiklerinde, bir kütük yığınının arasında saklanmış küçük bir köpek yavrusu buldular. Bebek Bobi'yi gözleri açılıncaya kadar ebeveynlerinden sakladılar, çünkü gözleri açıldıktan sonra onu gömmeyeceklerini biliyorlardı. Gerçekten de Bebek Bobi gözlerini açtığında ailenin bir parçası oldu. En Uzun Yaşayan Köpek Bobi'nin Sırrı: Davis'teki Kaliforniya Üniversitesi'nden veteriner hekim Erik Olstad , Washington Post'a verdiği röpartajda, "Bu gerçekten alışılmadık bir şey," dedi. “Köpek sahipleri bana her zaman 'Köpeğimin mümkün olan en uzun ömrü yaşamasını nasıl sağlayabilirim?' diye sorar." Elbette temel sorumuz daima bu; ancak sadece uzun değil, sağlıklı ve uzun bir hayatı olan Bobi'nin bu sırrını Leonel Costa şöyle açıklıyor: Mevsime uygun taze gıdalarla beslenme Uzun yürüyüşler Özgürlüğüne duyulan saygı Sakin, huzurlu bir yaşam Hayatı boyunca gösterilen derin bir sevgi ve şefkat Costa, Bobi'nin tıbbi geçmişini şöyle anlatıyor, "Hayatında bir defa, 2018 yılında nefes darlığı yaşadığı için veteriner kliniğine gitti ve tedavi oldu. Son zamanlarında ise eskisi kadar uzun yürüyüşler yapmıyor, dışarıdayken geçirdiği zamanın çoğunda kedi arkadaşlarıyla zaman geçiriyordu ve görüş kayıpları yaşamaya başlamıştı. Bunun dışında daima sağlıklı, mutlu, huzurlu ve sosyal zamanlar geçirdi." Leonel Costa, Bobi'nin daima onlarla aynı yemeği yediğini anlatıyor ve ekliyor, "Sadece baharatların gitmesi için yemeği sudan geçiriyorduk." Bobi'nin annesi Gira 18 yaşına kadar yaşadı. Costa ailesiyle yaşayan bir diğer köpek Chicote vefat ettiğinde ise 22 yaşındaydı.Milyonlarca insan onu ve onu böyle huzurla yaşatan Leonel Costa'yı asla unutmaycak. Dr. Karen Baker'ın da söylediği gibi, "Bobi, kanatlarını kazandı," ve gerçekten de tahmin edemeyeceği kadar fazla yaşama, tüm gerçekliğiyle tartışmasız bir ilham ve umut oldu. Doğa ile uyumun getirdiği sağlıklai huzurla ve güvenle...
- Kedilerde Bıyık Stresi (!)
Bıyık Stresi - Endişenin Yanında Mama Kabı Satmak Patili birey ebeveynleri olarak zaten pek çok konuda, "Acaba daha iyisini yapabilir miyim," diyoruz. Özellikle de geçmişte kaybettiğimiz bir kedimiz ya da köpeğimiz varsa, her yeni bilgide, "Ben bunu neden bilmiyordum, nasıl bilmem, belki şimdi hayatta olacaktı," diyerek kendimizi zaten yıpratıyoruz. Birçoğumuz sokaklardaki evsiz hayvanlara destek olmaya çalışıyor ancak yetemediğimizi de zaten biliyoruz. Bu duyguları bir de gerçeği yansıtmayan reklam tekniklerine alet edilerek yaşamayı hiç hak etmiyoruz. Üstelik bu durum sadece biz patili birey ebeveynlerinin duygularını etkilemekle kalmıyor, sokaklardaki evsiz hayvanları da yakından ilgilendiriyor. Sahiplenmeyi düşünen onlarca kişiye, "Bu kadar detaylı tekniklerle bakılmazsa hemen hastalanıp ölecek olan hayvana nasıl bakayım,"dedirtip, sokaktaki patili bireylerin kurtarılmasına dolaylı olarak engel olmaya kimsenin hakkının olduğunu düşünmüyoruz. Bıyık Stresi Nedir? Nereden Çıktı? İnsanların korkuya karşı karmaşık ve fiziksel tepkileri vardır. Avuç içlerimiz terler, kalp atışlarımız hızlanır hatta travmatik anıları, kaygıyı veya depresyonu bile tetikleyebilir. Korkudan bedensel ve psikolojik sağlığımız zarar görür. Korku kaynaklı reklamlar yanlış kullanıldığında ve geniş ölçekte reklamı yapıldığında topluma bile zarar verebilir, özellikle de bu korku bizi en sevdiklerimize yeterliliğimiz konusunda eksik hissettiriyorsa. Korkutma Tekniği bir pazarlama politikasıdır. Korkutma tekniğinin bir uzantısı olan bıyık stresi, aslında 2010'lu yıllarda Amerika'daki mama tabağı şirketleri tarafından ortaya atıldı. Tıpkı Türkiye'de olduğu gibi Amerika'da da bu stresin varlığına dair hiçbir kaynak sunulmadı. Ancak bazı iş anlaşmaları yapılan veteriner hekimlerce doğru olduğu yönünde bilgiler verilmesi sağlandı. Adam Le-Smith o dönemle ilgili şöyle söylüyor: O günlerde bu "bıyık stressiz" kaselerden birini görmeden bir evcil hayvan mağazasına girmek neredeyse imkansızdı. Bu kaseler standart kaselerden daha geniş ve sığ olma eğilimindeydi; böylece kediler, bıyıkları kasenin kenarlarına sürtünmeden yemeklerini yiyebilirlerdi. Ancak yıllarca kimse kedilerde bıyık stresinin varlığını ya da yokluğunu ispatlamaya çalışmadı. Bu bir korku tekniğiyle pazarlama yöntemiydi ve elbette kullanılabilirdi. Korkanlar ve alabilenler aldı, korkanlar ama alamayanlarla korkmayanlar almadı. Ancak yıl 2017 olduğunda The New York Times hem kendi hem de bu şirketler adına büyük bir hata yaptı: Bu şirketlerden birisinin sponsorluğunda reklam almakla kalmayıp "bıyık stresi"nin gerçek olduğuna dair bir demeç de yayınladı. O zamana kadar bu gerçek dışı bilginin yayılmasına ve bazı meslektaşlarının bu konuda meslek etiklerine aykırı hareket etmesine ses çıkarmayan Washington Üniversitesi Veteriner Fakültesi bilimsel bir araştırma ile "kedilerde bıyık stresi"nin gerçek olmadığını ispatladı. Bunun üzerine The New York Times elbette, bir başka dev medya kuruluşu olan Boston Magazine'in hedefi olmaktan kurtulamadı. Diğer tüm bilgiler gibi yazımızın sonunda yer alan "Kaynaklar" bölümünde orijinal linkine ulaşabileceğiniz haberin, en dikkat çekici cümlesi ise şöyle: Yaklaşık 90.000 gerçek veterineri temsil eden ve iç savaş günlerinden beri var olan bir grup olan Amerikan Veteriner Hekimleri Birliği'nin başkanına da sorduk. Bıyık yorgunluğu sorulduğunda derneğin başkanı Tom Meyer, "Bir kedinin bıyıkları çok hassas olsa da, bıyıkların mama kaselerine sürtünmesinin kedilerde strese veya rahatsızlığa neden olduğunu gösteren hiçbir kanıt mevcut değildir," dedi. Kedilerde "Bıyık Stresi" Yoktur Her birimiz hayatımızdaki patili bireyin sağlığı ve mutluluğu için elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz. Bu mama kaplarını da elbette herhangi bir mama kasesinden daha şık bulduğunuz için ya da başka bir kişisel nedenle satın alabilirsiz. Ancak bizlere söylenen herhangi bir bilgiye, uluslararası üniversitelerce yayınlanan kaynakları incelemeksizin inanmamamız hem maddi hem manevi kayıplar yaşamamamız adına oldukça önemli. Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle...
- Yorgunluk ve Halsizlik Hissi
Yorgunluk ve halsizlik modern yaşamın kaçınılmaz bir parçası haline geldi. Hemen hepimiz sabahları yorgun uyanıyor, kendimize geldikten bir süre sonra tekrar enerji düşüşleri yaşıyoruz. Bu enerji düşüşleri sırasında daha gergin, daha hassas olabiliyor ve zaman zaman mantığımızın da enerjimizle birlikte uzaklaştığını açıkça görüyoruz. Bu yazımızda, yorgunluk hissinizin ve enerji dalgalanmalarınızın olası sebeplerini ve bu olası sebeplerin olası çözümlerini, her zaman olduğu gibi kaynaklarını belirterek anlatıyor olacağız. 1. Vitamin ve Mineral Eksiklikleri: Vücudunuzun ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri almadığınızda, enerji seviyeleriniz düşebilir ve yorgun hissedebilirsiniz. Özellikle demir, B vitaminleri, D vitamini ve magnezyum eksiklikleri yorgunluğa neden olabilir. Başta kolay emilimi olmak üzere birçok sebeple doğal kaynaklardan edinilmesi gereken bu vitaminleri, kimyasal kaynaklardan almanızın gerekip gerekmediğine, doktorunuzla iletişime geçmeksizin karar vermeyiniz ve o zamana kadar doğal alternatifleri deneyiniz. Demir İçeren Besinler: Demir vücut için önemli bir mineraldir ve birçok besinde bulunur. İşte demir içeren bazı besinler: Baklagiller: Mercimek, nohut, fasulye ve bezelye gibi baklagiller demir içerir. Kuruyemişler: Badem, fındık, ceviz ve kabak çekirdeği gibi kuruyemişler demir açısından zengindir. Yeşil yapraklı sebzeler: Ispanak, pazı, brokoli ve lahana gibi yeşil yapraklı sebzeler demir içerir. Tam tahıllar: Kepekli ekmek, yulaf ezmesi, kahverengi pirinç gibi tam tahıllar demir içerir. Kuru meyveler: Kuru kayısı, kuru üzüm ve kuru incir gibi kuru meyveler demir açısından zengindir. Tohumlar: Ayçiçeği çekirdeği, susam ve keten tohumu gibi tohumlar demir içerir. Siyah üzüm: Sara üzüm, demir açısından zengin bir meyvedir. Pitho Spirulina: %100 Doğal ve hasat kalitesini herkese açık analizleriyle kanıtlayan Pitho Spirulina bir porsiyonu ile günlük demir ihtiyacınızın %44'ünü karşılar. B Vitaminleri İçeren Besinler: B kompleks vitaminleri, vücudun enerji üretimi, sinir sistemi fonksiyonları ve hücre metabolizması için önemlidir. Bu vitaminlerin birçok doğal kaynağı vardır ve aşağıda bazı örnekler verilmiştir: Tam tahıllar: Kepekli ekmek, yulaf ezmesi, kahverengi pirinç gibi tam tahıllar B vitaminleri açısından zengindir. Yeşil yapraklı sebzeler: Ispanak, pazı, brokoli gibi yeşil yapraklı sebzeler B vitaminleri bakımından zengindir. Fasulye ve mercimek: Fasulye, nohut, mercimek gibi baklagiller B vitaminleri açısından zengin kaynaklardır. Ceviz ve badem gibi kuruyemişler: Ceviz, badem gibi kuruyemişler B vitaminleri içerir. Muz: Muz, B6 vitamini açısından zengin bir kaynaktır. Portakal ve diğer narenciye meyveleri: Portakal, greyfurt, mandalina gibi narenciye meyveleri B vitaminleri içerir. Patates: Patates, B6 vitamini açısından zengin bir kaynaktır. Kabak çekirdeği: Kabak çekirdeği, B vitaminleri açısından zengin bir atıştırmalıktır. Soya ürünleri: Soya fasulyesi, tofu, tempeh gibi soya ürünleri B vitaminleri içerir. Susam ve susam yağı: Susam ve susam yağı, B vitaminleri açısından zengin bir kaynaktır. Mantar: Özellikle shiitake mantarı, B vitaminleri bakımından zengindir. Pitho Spirulina: %100 Doğal ve hasat kalitesini herkese açık analizleriyle kanıtlayan Pitho Spirulina aynı anda B1 (tiamin), B2 (riboflavin), B3 (niasin), B6 (piridoksin) ve B9 (folik asit) gibi çeşitli B vitaminlerini içerir ve bu özelliği onu eşsiz bir B vitamini kaynağı yapar. D Vitamini İçeren Besinler: D vitamini, güneş ışığından sentezlenebilen bir vitamindir. Bununla birlikte, D vitamini içeren bazı besinler şunlardır: Güneş Işığı: En önemli D Vitamini kaynağıdır. Güneşe maruz kalmak, vücudunuzda D vitamini sentezlenmesini sağlar. Ancak burada iki kritik nokta vardır. İlki D Vitamininden faydalanılması için güneş ışığının cam arkasından vurmaması, doğrudan temas etmesidir. İkincisi ise güneşe çıkarken mutlaka güneş koruyucu kullanılması gerekliliğidir. Mantar: Güneş ışığına maruz kalmış mantarlar D vitamini sentezleyebilir. Özellikle UV ışığına maruz bırakılan mantarlar daha yüksek D vitamini içerebilir. Yumurta sarısı: Yumurta sarısı, D vitamini içeren bir besindir. Ancak, D vitamini miktarı yumurtanın yetiştirildiği koşullara bağlı olarak değişebilir. Magnezyum İçeren Besinler: Magnezyum, vücut için önemli bir mineraldir ve birçok besinde bulunur. İşte magnezyum açısından zengin olan bazı besinler: Kabak çekirdeği: Kabak çekirdeği, magnezyum açısından zengin bir kaynaktır. Ayrıca protein, lif ve diğer mineraller açısından da zengindir. Badem: Badem, magnezyum açısından zengin bir kuruyemiştir. Ayrıca sağlıklı yağlar, lif ve E vitamini de içerir. Ispanak: Ispanak, magnezyum açısından zengin bir yapraklı yeşilliktir. Ayrıca demir, kalsiyum, C vitamini ve diğer vitaminler açısından da zengindir. Fasulye: Fasulye, magnezyum açısından zengin bir baklagildir. Siyah fasulye, nohut, mercimek gibi çeşitli fasulye türleri magnezyum içerir. Tam tahıllar: Tam tahıllar, magnezyum açısından zengin bir kaynaktır. Kepekli ekmek, yulaf ezmesi, kahverengi pirinç gibi tam tahıllar tüketmek magnezyum alımını artırabilir. Muz: Muz, magnezyum açısından zengin bir meyvedir. Ayrıca potasyum, C vitamini ve lif içerir. Avokado: Avokado, magnezyum açısından zengin bir meyvedir. Ayrıca sağlıklı yağlar, lif ve diğer besin maddeleri içerir. Yer fıstığı: Yer fıstığı, magnezyum açısından zengin bir kuruyemiştir. Ayrıca protein, sağlıklı yağlar ve diğer mineraller açısından da zengindir. 2. Hipotiroidizm: Tiroid bezinin düzgün çalışmaması, enerji seviyelerinizi etkileyebilir. Hipotiroidizm (tiroid bezinin yeterli miktarda hormon üretmemesi) yorgunluk ve halsizliğe neden olabilir. Tiroid bezinin sağlıklı bir şekilde çalışması için bazı besinlerin tüketilmesi önerilmektedir. İşte tiroid bezini çalıştıran bazı gıdalar: Brezilya cevizi: Brezilya cevizi, selenyum açısından zengin bir besindir. Selenyum, tiroid hormonlarının üretimi ve metabolizma düzenlemesi için önemlidir. Hindistan cevizi yağı: Hindistan cevizi yağı, tiroid bezinin sağlıklı çalışmasına yardımcı olabilecek birçok besin maddesi içerir. Metabolizmayı destekler ve enerji seviyelerini artırabilir. Sebzeler: Ispanak, brokoli, lahana, pazı gibi yeşil yapraklı sebzeler, tiroid sağlığı için faydalı olan besin maddeleri içerir. Ayrıca, havuç, kabak, tatlı patates gibi turuncu sebzeler de tiroid fonksiyonunu destekleyebilir. Deniz yosunu: Deniz yosunları, iyot açısından zengin bir kaynak olup tiroid bezinin düzgün çalışmasına yardımcı olabilir. Nori, wakame ve kelp gibi deniz yosunlarını tüketebilirsiniz. Pitho Spirulina: %100 Doğal ve hasat kalitesini herkese açık analizleriyle kanıtlayan Pitho Spirulina, tiroid bezinin düzgün çalışmasını, sanılanın aksine iyot içerdiği için desteklemez. Spirulina tatlı su yosunudur. İyot içermez. Buna rağmen hipotiroidi sorunlarına karşı gösterdiği etkilerin sebebi B Vitaminleri ve demir yönünden zengin ve emilebilirliğinin yüksek olmasıdır. 3. Anemi: Anemi, vücutta yeterli miktarda sağlıklı kırmızı kan hücresi üretilememesi ya da eksikliği durumudur. Anemi, yorgunluk, halsizlik ve soluk cilt gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Anemi tedavisinde ve önlenmesinde bazı gıdaların tüketilmesi faydalı olabilir. İşte anemiye iyi gelen bazı gıdalar: Demir açısından zengin gıdalar: Ispanak, pazı, spirulina, brokoli, kuru baklagiller (mercimek, nohut, fasulye), kuru meyveler (kuru kayısı, kuru üzüm), kabak çekirdeği gibi demir açısından zengin gıdalar anemi tedavisinde önemlidir. C vitamini açısından zengin gıdalar: C vitamini, demirin emilimini artırır. Portakal, greyfurt, limon, çilek, kivi, yeşil biber, brokoli gibi C vitamini açısından zengin gıdaları demirli gıdalarla birlikte tüketmek faydalı olabilir. Folik asit açısından zengin gıdalar: Folik asit, kırmızı kan hücrelerinin üretimi için önemlidir. Ispanak, lahana, brokoli, spirulina, karnabahar, turunçgiller, kuru baklagiller, avokado, pancar gibi folik asit açısından zengin gıdalar anemi tedavisinde yardımcı olabilir. Bakır açısından zengin gıdalar: Bakır, demirin emilimini artırır ve kırmızı kan hücrelerinin üretimine katkıda bulunur. Kabak çekirdeği, fındık, badem, kuru meyveler, koyu yeşil yapraklı sebzeler bakır açısından zengin gıdalardır. Spiruina bakır açısından zengin olmasa da, içerdiği demirin yüksek emilim gösterdiği kanıtlanmıştır. 4. Depresyon ve Anksiyete: Mental sağlık sorunları, enerji seviyelerinizi düşürebilir ve yorgun hissetmenize neden olabilir. Depresyon ve anksiyete, uyku düzeninizi etkileyebilir ve enerji seviyelerinizi azaltabilir. Depresyon ve anksiyete gibi ruh hali bozukluklarıyla mücadelede beslenme önemli bir rol oynayabilir. İşte depresyon ve anksiyeteye iyi gelen bazı gıdalar: L-Triptofan: Serotonin adı verilen bir nörotransmitterin üretiminde rol oynar ve ruh halini iyileştirmede etkilidir. Pitho Spirulina günlük l-triptofan ihtiyacının tamamını karşılayacak miktarda (929mg) l-triptofan içeirir. Badem ve ceviz de l-triptofan içeren gıdalardandır Omega-3 yağ asitleri: Chia tohumu, keten tohumu, ceviz, koyu yeşil yapraklı sebzeler(pazı, brokoli), deniz yosunları (nori, wakame), mikroalgler (spirulina, chlorella) gibi gıdalar omega-3 yağ asitleri açısından zengindir. Omega-3 yağ asitleri, beyin sağlığı için önemlidir ve depresyon ve anksiyete semptomlarını hafifletebilir. Antioksidanlar: Meyve ve sebzelerde bulunan antioksidanlar, beyin sağlığını destekler ve stresle mücadeleye yardımcı olabilir. Pitho Spirulina da içerdiği c-phycocyanin miktarıyla Türkiye'de tektir ve güçlü bir antioksidan kaynağıdır. Renkli meyve ve sebzeleri (örneğin, yaban mersini, böğürtlen, brokoli, ıspanak) tüketmek faydalı olabilir. Bu gıdaları dengeli bir beslenme programı içinde tüketmek, depresyon ve anksiyete semptomlarını hafifletebilir. Ancak, ciddi depresyon veya anksiyete durumlarında bir uzmana danışmanız önemlidir. Uzmanınız size uygun olan beslenme planını ve diğer tedavi yöntemlerini önerebilir. 5. Kronik Yorgunluk Sendromu: Kronik yorgunluk sendromu belirtileri, sürekli yorgunluk ve halsizlik hissi olarak karakterize edilir. Bu sebepler göz önüne alındığında kronik yorgunluk sendromuna iyi gelebilecek bazı gıdalar: Lifli gıdalar: Lifli gıdalar, sindirim sistemini düzenler ve kan şekerini dengelemeye yardımcı olur. Omega-3 yağ asitleri: Omega-3 yağ asitleri, hormonal dengeyi destekler ve enflamasyonu azaltır. Probiyotikler: Bağırsak sağlığını destekleyen probiyotikler, hormonal denge üzerinde olumlu etkilere sahip olabilir. Yoğurt, kefir, turşu gibi probiyotik içeren gıdaları tüketmek faydalı olabilir. Probiyotikleri daima prebiyotiklerle desteklemek gerektiğini de unutmamak gerekir. Koyu yeşil yapraklı sebzeler: Ispanak, pazı, brokoli, lahana gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler, hormonal dengeyi destekleyen besin maddeleri içerir. Adaptogen bitkiler: Adaptogen bitkiler, stresle mücadelede ve hormonal dengeyi desteklemede yardımcı olabilir. Ashwagandha, Ginseng, Maca Kökü, Rhodiola Rosea, Reishi Mantarı, Hint Fesleğeni gibi adaptogen bitkileri tüketmek faydalı olabilir. Turunçgiller: Portakal, mandalina, greyfurt gibi turunçgiller C vitamini açısından zengindir. C vitamini, bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur. Sarımsak: Sarımsak, antimikrobiyal ve antiviral özelliklere sahiptir. Bağışıklık sistemini destekler ve enfeksiyonlara karşı koruma sağlar. Zencefil: Zencefil, anti-enflamatuar özelliklere sahiptir ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Yoğurt ve Fermente Gıdalar: Yoğurt, probiyotikler açısından zengindir ve bağırsak sağlığını destekler. Bağırsak sağlığı, bağışıklık sisteminin güçlenmesinde önemli bir rol oynar. Kefir, turşu, kimchi gibi fermente gıdalar da probiyotikler içerir. Yaban Mersini ve Diğer Renkli Meyveler: Yaban mersini, ahududu, böğürtlen gibi renkli meyveler, antioksidanlar açısından zengindir. Antioksidanlar, serbest radikallerle savaşır ve bağışıklık sistemini destekler. Brokoli ve Diğer Turpgillerr: Brokoli, lahana, karnabahar gibi cruciferous sebzeler, bağışıklık sistemini güçlendiren sulforafan adı verilen bir bileşik içerir, bu da bağışıklık sistemini destekler. Kuruyemiş ve Tohumlar: Badem, ceviz, kabak çekirdeği, chia tohumu gibi kuruyemiş ve tohumlar, bağışıklık sistemini güçlendiren besin maddeleri içerir. Özellikle E vitamini ve çinko açısından zengindirler. Pitho Spirulina: İçerdiği antioksidanlar, antienflamaturalar, besin ögeleri ve prebiyotiklerden aldığı destek ve üstün hasat kalitesiyle Pitho Spirulina güçlü bir bağışıklık güçlendiricidir. Spesifik olarak sizin durumunuza dair net bilgiye sahip olmak için güvenilir ve alanında uzman bir doktoru ziyaret etmeniz, tıbbi geçmişinize dair bilgi ve uygun testlerle net sonuca ulaşmanız gerekmektedir. Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle... Kaynaklar: Vitamin ve mineral eksiklerinin yorgunluğa etkisi Hiptiroidzmin yorgunluğa etkisi Aneminin yorgunluğa etkisi Depresyon ve anksiyetenin yorgunluğa etkisi Kronik Yorgunluk Sendromu Gıdaların besin değerleri USDA Raporu
- Ne Kadar Zekisin? Zeka İle İlgili Bilmek İsteyecekleriniz
Zekâ Nedir? Zekâ, deneyimlerden öğrenme, çevrelere uyum sağlama, onları şekillendirme ve seçme yeteneğidir. Tek başına herhangi bir, birkaç ya da onlarca başarı zeki olunduğunu göstermeyeceği gibi, tek başına herhangi bir, birkaç başarısızlık ya da onlarca başarısızlık da zeki olunmadığını göstermez. Bunun nedeni zekânın tanımından da anlaşılan geniş kapsamlılığıdır. Zeka Çeşitleri Nelerdir? Zekâ çeşitleri olarak anılan, aslında zekanın içeriği olan ögeler şunlardır: 1. Dilbilimsel Zeka: Kitap okurken okuduğunu tüm ifadeleri alt metinleri ile anlamak, bir yazı, bir makale, bir roman ya da bir şiir yazmak ve söylenilenleri, ifade edilen şekliyle doğru algılamak ve anlamak için kullanılır. 2. Matematiksel Zeka: Mantıksal akıl yürütmelerde, sayısal bir gerçeği anlamada, matematiksel bir ispatı çözmede kullanılır. 3. Uzamsal Zeka: Bir yerden başka bir yere gitmekte, harita okumakta ve bir alanı analiz ederek işlevini belirlemekte (valizleri bir arabanın bagajına yerleştirip hepsini kompakt bir alana sığdırmak gibi) kullanılır. 4. Müzikal Zeka: Bir müziğin, bir şarkının yapısını takdir ederken dahi kullanılan müzikal zekâ şarkı söylerken, sonat bestelerken, bir müzik aleti çalarken de kullanılır. 5. Bedensel-Kinestetik Zeka: Dans ederken, basketbol oynarken, bir km koşarken veya herhangi bir spor aktivitesi sırasında kullanılır. 6. Natüralist Zeka: Doğadaki kalıpları anlamada kullanılır. Bir insanın doğaya ve dünyaya ne kadar duyarlı olduğunu gösteren zekâ türüdür. Bu zekâya sahip olanlar bitki yetiştirmekle ve/veya hayvanlara bakmakla ilgilenirler. Naturalist zekânın gelişim düzeyine göre doğaya ve hayvanları karşı duyarlılık seviyesi yükseliş gösterir. 7. Kişilerarası Zeka: Başka bir kişinin davranışını, güdülerini veya duygularını anlamaya çalışırken ve diğer insanlarla ilişki kurarken kullanılır. Söylenen doğruyu kabul edebilmek, söylenen yalanı anlamak ve gerçekliğini reddedebilmekte kullanılır. “Fanatik” ya da “takıntılı” olarak adlandırılabilecek her kişisel bağın varlığını bu zekânın dip noktası olarak almak ve “kişiye fanatizm” ve “kişiye takıntı”dan uzak, duruma göre yapılan analizlerle değişkenlik gösterilmesi oranında yüksekliğini kabul etmek mümkündür. 8. İçsel Zeka: Kendimizi anlamada kullanılır. Yeteneklerimiz ve ilgi alanlarımız üzerindeki mevcut kısıtlamalarımız göz önüne alındığında, kim olduğumuzu, bizi neyin harekete geçirdiğini ve kendimizi nasıl değiştirebileceğimizi anlamanın temelidir. Kendimize duyduğumuz/duymadığımız saygının temelini oluşturduğu söylenebilir. Bireyin, içinde bulunduğu olumsuz yaşam koşullarını olumlu algılama konusunda gösterdiği çabayı, bu durumu değiştirmek yönünde harekete geçmek için harcamamasını, içsel zekânın dip noktası olarak almak mümkündür. Bu bağlamda, kişinin kendisine gösterdiği özen ve saygının sonucu olarak hem yaşamsal hem de kişisel gelişimine dair çabasının varlığının da içsel zekânın yüksekliğini gösterdiğini söylemek mümkün olacaktır. Bu 8 zekâ türü herkeste bulunur ancak kişiler, bebeklik dönemlerinden itibaren aldıkları uyaranlara bağlı olarak bu türlerin bazılarında gelişme gösterirken bazılarında gösteremeyebilirler. Bu nedenle her birey, onları yetiştirenler tarafından, çocuklukları itibariyle iyi analiz edilmelidir. Bireylerin, bu zekâ türlerinden -yaşamsal olanlara öncelik verilerek- eğitimlerinin sağlanması, hem bireysel hem de toplumsal düzlemde kritik önem taşımaktadır. Zeka Nasıl ve Ne İçin Kullanılır? Zeki insanlar 1. Fikre sahip olmak için algı becerilerine ve yaratıcı becerilere, 2. Fikirlerinin iyi olduğundan emin olmak için analitik becerilere; 3. Fikirlerini uygulamak ve başkalarını bu fikirlerin doğruluğuna ikna etmek için pratik becerilere; 4. Ve en önemlisi, fikirlerinin olumlu etik değerlere sahip olmasını, kısa ve uzun vadede ortak bir iyiye ulaşılmasına yardımcı olmasını sağlamak için bilgeliğe dayalı becerilere sahiptirler. Bireyler zekayı 1. Hayatta aradıkları şeye ulaşmalarına yardımcı olacak hedefleri formüle edip bu hedeflere ulaşmak için, 2. Güçlü yönlerinden yararlanarak, zayıflıklarını telafi ederek veya düzelterek karakterlerini geliştirmek ve iyiye doğru değiştirmek için, 3. Doğaya uyum sağlamak, dış dünyasını geliştirmek ve seçmek için kullanırlar. Ortalama olarak erkeklerin beyinleri kadınlardan daha büyüktür. Ancak zeka için gereken korpus kallosum yoluyla beynin iki yarım küresindeki bağlantıdır. Kadınlarda korpus kallosum bağlantısı daha güçlüdür. Yapılan çalışmalar, bu nedenle, zekâ konusunda her iki cinsiyetin de eşit olduğunu göstermiştir. Zeka ve Kalıtım Yapılan çalışmalar zekâ seviyesinin ailenin genleriyle bağlantılı olamadığını göstermiştir. Bunun nedeni, gelişim sürecindeki çevrenin yüksek etkisidir. Ailenin genleri beyin gelişimi ve zekâda etkili olsa da çevrenin bu yüksek etkisi, genetik etkinin önüne geçmektedir. Yani ikiz bebeklerin birini bir odaya kapatıp sağlıksız bir beslenmeyi de bu yetişme koşullarına eklemeniz; bir diğerini problem çözme ve iletişim yeteneklerini destekleyecek oyunların eşliğinde, sosyal ve kültürel faaliyetlere hem izleyici hem katılımcı olarak dâhil olmasını sağlayarak ve bedeninin ihtiyaç duyduğu besinleri tükettiği bir ortamda yetiştirmeniz bu iki birey arasında büyük bir zekâ farkı ortaya koyacaktır. Zeka ve Beslenme Harvard Tıp Fakültesi öğretim üyesi ve beslenme psikiyatristi Dr. Uma Naidoo beslenmenin yaşam boyu zekâ gelişimi için önemini vurgulamış ve buna en çok yarar sağlayan besin ögesi olarak B Kompleks Vitaminlerini işaret etmiştir. Ancak Dr. Uma Naidoo, burada en önemli noktanın, B Kompleks Vitaminlerinin vücut tarafından tam sindirimi olduğunu ve bunun sağlanabilmesi için de sentetik formda değil gıda ile alımının gerekliliğini vurgulamıştır. Biliyor Musunuz? Pitho Spirulina %100 doğal bir gıdadır ve bir porsiyonuyla bir bireyin günlük B Kompleks Vitamini ihtiyacının ortalama %45’ini karşılar. Bilişsel sağlığınız için gereken B7(Biotine), B2(Riboflavin), B9 Vitaminin(Folat) tamamını, B3 Vitamininin(Niasin) %63’ünü, B1 Vitamininin(Tiamin) %15’ini sadece bir porsiyonu ile karşılayabileceğiniz Pitho Spirulina hakkında daha detaylı bilgi için buraya tıklayın. Gramaj seçenekleri ve satın almak için soldaki görsele tıklayın. Ek Bilgi: Haier ve meslektaşları, daha yüksek zekânın, problem çözme görevleri sırasında azalan glikoz metabolizması seviyeleri ile ilişkili olduğunu bulmuşlardır. Zekânın gelişimi için B Kompleks vitaminlerine ihtiyaç vardır, ancak mevcut zekanın kullanılmasında yakıt, glikozdur. Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle...